Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Öğrenme Sürecine Müdahale Eden Kaygı- Özel Öğrenme Güçlüğü

Bu haberin fotoğrafı yok

Aynı soru, son yıllarda özellikle birinci sınıf velilerinden neredeyse değişmeden geliyor:
“Hocam, çocuğumda özel öğrenme güçlüğü olabilir mi?”

Bu sorunun arkasında çoğu zaman sınıf içi bir gözlemden çok, kısa bir internet araştırması bulunuyor. Arama motoruna yazılan birkaç kelime, velinin zihninde hızla büyüyen bir endişeye dönüşebiliyor. Özellikle b ve d harfleri üzerinden yapılan karşılaştırmalar, daha yolun başındaki bir çocuğun öğrenme sürecini gereğinden fazla kaygı yüküyle başlatıyor.

Önce kavramı doğru yere koyalım. Özel öğrenme güçlüğü, bireyin zekâ düzeyi normal ya da normalin üzerinde olmasına rağmen; okuma, yazma ve/veya matematik alanlarında yaşıtlarından belirgin biçimde geri kalması durumudur. Bu durum; ilgisizlikle, isteksizlikle ya da yetersiz çalışmayla açıklanmaz. Süreklilik gösterir ve uygun öğretim ortamlarına rağmen kendini belli eder. Ancak birinci sınıf, bu tanımın en çok yanlış yorumlandığı dönemdir. Çünkü bu yıl, çocukların harflerle, seslerle, yön kavramlarıyla ve sembollerle ilk kez sistemli biçimde karşılaştıkları bir geçiş sürecidir. Beyin, hâlâ görsel ayırt etme, sağ–sol farkındalığı ve yönsel algı üzerinde yoğun biçimde çalışmaktadır.

b ve d harfleri bu nedenle öne çıkar. Çünkü bu iki harf;

  • Görsel olarak birbirinin ayna görüntüsüdür,
  • Yön kavramı gerektirir,
  • Öğretim sürecinde birbirine çok yakın zamanlarda tanıtılır,
  • Çocuğun henüz tam olgunlaşmamış olan algısal sistemini zorlar.

Dolayısıyla bu harflerin karıştırılması olağan, hatta gelişimsel olarak beklenen bir durumdur. Bir çocuğun yazarken b yerine d yazması ya da okurken bu iki harfi ayırt edememesi, tek başına bir sorun göstergesi değildir. Öğrenme süreci, tekrar ve çoklu duyusal deneyimlerle ilerledikçe bu karışıklıkların büyük bir kısmı kendiliğinden azalır. Burada belirleyici olan şey, hatanın varlığı değil, sürekliliğidir. Her çocuk öğrenirken hata yapar; önemli olan, bu hataların zamanla azalıp azalmadığıdır. Düzenli tekrar, sabırlı yönlendirme ve çocuğun hızına saygı gösterilmesi, çoğu zaman beklenen ilerlemeyi sağlar.

Velilerin en sık yaptığı hatalardan biri, süreci aceleyle etiketlemektir. Oysa erken fark etmek kıymetlidir; fakat erken tanı koymak her zaman doğru değildir. Çünkü henüz gelişimsel olarak tamamlanmamış bir beceriyi “kalıcı bir güçlük” gibi değerlendirmek, çocuğun kendilik algısını olumsuz etkileyebilir.

Peki ne zaman bir uzmana danışılmalıdır?

  • Yoğun ve düzenli eğitime rağmen ilerleme çok sınırlıysa,
  • Harf, hece ve kelime karışıklıkları uzun bir zaman boyunca aynı biçimde sürüyorsa,
  • Okuma ve yazma süreci çocukta belirgin bir kaygı, kaçınma ya da özgüven kaybı oluşturuyorsa,
  • Beklenen gelişim adımları zaman içinde hiç ilerlemiyorsa.

Bu noktada yapılacak bir değerlendirme, çocuğu etiketlemek için değil; doğru destek yollarını belirlemek için önemlidir.

Birinci sınıf, sonuçların değil; süreçlerin yılıdır. Bu süreçte velinin en büyük desteği, çocuğun yanında sakin bir eşlikçi olabilmektir. İnternette okunan her bilgi, her çocuk için geçerli değildir. Öğretmenin gözlemi, sınıf içi performans ve zaman içindeki değişim, en sağlıklı veriyi sunar.

Unutulmamalıdır ki öğrenme doğrusal bir çizgi değildir. Bazı çocuklar hızlı başlar, bazıları zamana ihtiyaç duyar. Zaman tanınan, güven duyulan ve baskı altında bırakılmayan çocukların büyük bir kısmı, kendi öğrenme yolunu zaten bulur.

Birinci sınıfta asıl ihtiyaç duyulan şey, acele değil; sabır, tekrar ve güvendir.

Reklamı Geç