Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çocuklara Öğretmemiz Gereken Yalanlar!

Bu haberin fotoğrafı yok

Çocuklara doğruluk değerini kazandırmak, eğitimde ve aile yaşamında vazgeçilmez bir hedeftir. Dürüstlük, güven ve açıklık; çocuk yetiştirmenin temel taşları arasında yer alır. Ancak çocukların içinde yaşadığı dünya, bu değerlerin her zaman güvenli bir karşılığı olduğu bir dünya değildir. Çocuğun gelişimsel özellikleri, karşısındaki kişinin niyetini ayırt etme ve riskleri öngörme becerisinin sınırlı olduğunu gösterir. Bu nedenle bazı durumlarda çocuğa “doğruyu söyle” demek, onu korumak yerine savunmasız hâle getirebilir.

Bu yazıda ele alınan “küçük yalanlar”, çocuğun ahlaki gelişimini zedeleyen ifadeler değil; tam tersine, onun güvenliğini önceleyen ve sınırlarını koruyan cümlelerdir. Buradaki temel amaç, çocuğun riskli durumlarda kendini açık etmesini engellemek ve ona hazır, sade ve işlevsel bir dil kazandırmaktır.

Bir çocuğa yöneltilen “Tek misin?” sorusu, çoğu zaman fark edilmeden geçilir. Oysa bu soru, çocuğun yalnızlığını görünür kılar ve onu savunmasız bir konuma yerleştirir. Çocuğun bu soruya “Hayır, ben tek değilim. Babam buradaydı, içeriden bir şey almaya gitti” şeklinde cevap verebilmesi, kendini güvende hissetmesini sağlar. Bu cümle, çocuğun yalnızlık bilgisini paylaşmasını engeller ve karşısındaki kişinin davranış alanını sınırlar. Burada önemli olan gerçeğin mutlak doğruluğu değil, çocuğun kendini koruyabilmesidir.

Benzer biçimde, bir yabancının “Burası senin evin mi?” sorusu da çocuğun mahremiyet alanına dair kritik bir bilgiyi içerir. Çocuğun yaşadığı yer, herkesle paylaşılması gereken bir bilgi değildir. “Burada misafirim, ailem içeride” gibi bir cevap, çocuğun konum bilgisini gizlemesini sağlar. Aynı zamanda çocuğa, her sorunun cevaplanmak zorunda olmadığını ve kendisiyle ilgili bilgileri seçerek paylaşabileceğini öğretir.

En hassas alanlardan biri ise “sır” kavramıdır. Bir yetişkinin ya da tanıdığın “Bunu annenle ya da babanla paylaşma” demesi, çocuk için ciddi bir baskı oluşturur. Çocuk bu noktada çoğu zaman itaat ile rahatsızlık arasında kalır. “Tamam, kimseye söylemeyeceğim” demeyi bilmek, çocuğu o an için korur ve durumu tırmandırmadan ortamdan uzaklaşmasını sağlar. Ancak bu cümlenin mutlaka şu bilgiyle birlikte öğretilmesi gerekir: Güvenli ortama ulaşıldığında, yaşanan her şey anne ya da babayla paylaşılmalıdır. Gerçek, güvenli ilişkiler içinde anlam kazanır.

Çocukların zorlandığı bir diğer durum ise kendilerine uzatılan yiyecek ya da içeceği reddetmektir. Özellikle yetişkinler söz konusu olduğunda, “hayır” demek çocuklar için güçtür. “Benim alerjim var” ifadesi, çocuğa açıklama yapmak zorunda kalmadan kendini koruyabileceği bir yol sunar. Bu cümle, çocuğun beden sınırlarını korumasına yardımcı olur ve sosyal baskıyı ortadan kaldırır.

Tüm bu örnekler bize şunu gösteriyor: Çocuğa yalnızca doğruluk değerini öğretmek yeterli değildir. Onun neyi, ne zaman ve kime söylemesi gerektiğini de bilmesi gerekir. Hayat, çocuklar için her zaman açık ve güvenli değildir; her soru cevaplanmak zorunda değildir, her doğru her yerde söylenmemelidir. Bu dört küçük cümle, çocuğun dünyasında görünmez ama sağlam bir güvenlik alanı oluşturur. Onlara, zor anlarda kendi sınırlarını koruyabilme, tehlikeden uzak durabilme ve kendine ait bilgileri saklayabilme becerisi kazandırır. Çünkü bazen en önemli doğru, söylenmeyen doğru; en değerli bilgi, saklanan bilgidir. Bu ifadeler, çocuğa sadece söz öğretmez; ona bir tutunma noktası, bir çıkış yolu ve güven hissi sunar. Küçük gibi görünen bu cümleler, aslında yaşam boyu kullanacağı araçlardır. Bazı cümleler vardır: belki tam olarak doğru değildir ama koruyucudur. İşte çocuklar için en gerekli olan da budur; hem kendilerini hem de sınırlarını güvenle koruyabilmek, kendi dünyalarında sağlam bir alan yaratabilmek.

 

Reklamı Geç