Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Güçlü Kadın Masalı

Bu haberin fotoğrafı yok

Her 8 Mart geldiğinde, sosyal medya aynı cümlelerle dolar: “Ne kadar güçlü kadınsın!”
İtiraf edeyim, bu cümleyi çok sevdiğimi söyleyemem. Hatta zaman zaman içime oturan bir tarafı var. Çünkü özellikle bu coğrafyada doğup büyüyen, yaşayan kadınların güçlü olmaktan başka çoğu zaman seçeneği yok. Bu yüzden “güçlü kadın” övgüsü, bazen bir takdirden çok bir zorunluluğun adlandırılması gibi geliyor bana.

Dünya Kadınlar Günü elbette tarihsel bir mücadelenin sembolü. Kadınların çalışma hayatında eşitlik, insanca koşullar ve hak talebiyle başlattığı bir direnişin mirası. Akademik literatürde kadınların güçlenmesi “empowerment” kavramıyla açıklanır; bireyin kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olması, karar süreçlerine katılması ve potansiyelini gerçekleştirebilmesi anlamına gelir. Ne kadar umut dolu bir tanım… Ama sahadaki gerçeklik çoğu zaman bundan farklıdır. Bizde güçlenme çoğu zaman bir tercih değil, bir hayatta kalma stratejisidir.

Bu topraklarda kadın olmak, çoğu zaman aynı anda birkaç cephede mücadele etmektir. Annelik başlı başına görünmeyen bir emektir. Sosyologlar buna “duygusal emek” der; yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve duygusal yükü de kapsayan bir sorumluluk alanı. Çocuğun ödevini takip etmek, hastalandığında uykusuz kalmak, ergenliğinde susup dinlemek… Bunların hiçbiri “iş” olarak yazılmaz ama hepsi büyük bir mesai ister. Çalışan bir kadın için ise ikinci vardiya evde başlar. İş hayatında kendini kanıtlamaya çalışırken, evde eksiksiz bir düzen kurma beklentisi omzuna bırakılır.

Bu noktada “güçlü kadın” söylemi biraz haksız bir romantizm barındırıyor gibi. Çünkü kimse bir sabah uyanıp “Ben bugün çok güçlü olayım” diye karar vermiyor. Hayat şartları, ekonomik zorunluluklar, toplumsal roller ve kimi zaman yalnız bırakılmışlık, kadını güçlenmeye değil, direnmeye itiyor. Güç burada bir karakter özelliğinden çok, bir adaptasyon biçimi oluyor.

Psikolojide “dayanıklılık” kavramı vardır; bireyin zorlayıcı koşullara rağmen uyum sağlayabilme ve işlevselliğini sürdürebilme kapasitesi olarak tanımlanır. Bizim coğrafyamızdaki pek çok kadın için bu dayanıklılık, kişisel gelişim kitaplarının önerdiği bir beceri değil; gündelik hayatın zorunlu refleksidir. Çocuğunu tek başına büyüten bir anne, iş yerinde ciddiye alınmak için iki kat çaba gösteren bir çalışan, aile içinde sesini duyurabilmek için sürekli kendini açıklamak zorunda kalan bir eş… Hepsi “güçlü”dür belki ama çoğu zaman bu güç, seçilmiş bir güç değildir.

Ben 8 Mart’ta kadınlara “ne kadar güçlüsünüz” demek yerine şunu sormayı daha anlamlı buluyorum: Neden bu kadar güçlü olmak zorunda kaldınız? Neden kırılgan olma, yorulma, vazgeçme, destek isteme lüksünüz olmadı? Çünkü gerçek eşitlik, kadının her şeyi taşıyabilme kapasitesine hayran kalmak değil; o yükün adil paylaşılmasıdır.

Elbette bu yazı bir karamsarlık çağrısı değil. Aksine, yapıcı bir yerden bakmak istiyorum. Gücü yüceltmek yerine yükü hafifletmeyi konuşalım. Kadının başarısını alkışlarken, onun sırtındaki görünmeyen sorumlulukları da görünür kılalım. Annelik fedakârlığını kutsallaştırmak yerine, bakım emeğini toplumsal bir sorumluluk olarak tanımlayalım. İş hayatındaki performansı överken, fırsat eşitliğinin gerçekliğini sorgulayalım.

Belki o zaman “güçlü kadın” cümlesi bir zorunluluğun değil, gerçekten bir tercihin ifadesi olur. Güçlü olmak isterse güçlü, dinlenmek isterse dinlenen, çalışmak isterse çalışan, anne olmak isterse olan ya da olmamayı seçen… Yani kendi hayatının öznesi olan kadınlardan söz ederiz.

8 Mart’ı kutlarken, kadınların dayanıklılığına hayran kalmak yerine, onların daha az dayanmak zorunda kalacağı bir dünya için sorumluluk almayı konuşalım. Çünkü asıl mesele, kadının ne kadar güçlü olduğu değil; ne kadar adil bir dünyada yaşadığıdır. Ve belki bir gün, “güçlü kadın” demek yerine sadece “kadın” demek yeterli olur.

Reklamı Geç