Ekimin en güzel haftasındayız, havada ‘‘Cumhuriyet kokusu’’ var. Türkiye’nin dört bir yanı kırmızı beyazla ışıldıyor. Sokaklar, caddeler, balkonlar bayraklarla donanıyor; sosyal medyada her profilde bir Atatürk silüeti, bir Türk bayrağı ve “sonsuz minnet” yazısı var. Reklamlar, filmler, televizyon programları… Hepsi cumhuriyet temasını taşıyor. Küçük bir çocuk, elinde bayrakla ekrana yansıyan Atatürk portresine bakarken parlayan gözleriyle bize bir asırlık gururu hatırlatıyor. Bir annenin gurur dolu bakışı, gençlerin coşkusu, ekranlardan yayılan görüntüler… Hepsi bir ulusun tarihine olan bağlılığını gösteriyor, hepsi bir kez daha söylüyor: Cumhuriyet kolay kazanılmadı.
Okullarda bayram havası her köşede hissedilir. Bahçeler bayraklarla süslenir, sınıflar rengârenk balonlarla donatılır. Her 29 Ekim’de çocuklar sabahın ilk saatlerinden itibaren hazırlıklara başlar; kimisi şiirini prova eder, kimisi arkadaşına gösterideki rolünü anlatır. Her adım, her gülüş, her heyecan, cumhuriyetin hayatla nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Küçük eller bayrak sallar, marşlar birlikte söylenir, coşku bütün bahçeyi sarar. Çocuklar farkında olmasa da, gözlerindeki ışık bu coşkunun ve minnetin en güçlü yansıması olur.
Cumhuriyet, bir milletin inancı, cesareti ve emeğiyle inşa edilen eşsiz bir mirastır. Atalarımız, yorgun bedenleriyle, yokluk içinde, umutlarını birbirlerine tutunarak savaş verdiler. Her karanlık gece, bir yıldız gibi ışık saçan cesaretle aydınlandı. Her adım, bir milletin özgürlüğe attığı sağlam temeldi. Bugün elimizde dalgalanan bayraklar, duyduğumuz marşlar, gülümseyen çocukların gözlerindeki ışık… Hepsi onların emeğinin, sabrının ve inancının birer yankısıdır. Minnetimiz, sadece sözlerle değil, yaşamımızla, yarınlarımıza sahip çıkışımızla ifade edilecek.
Atatürk ise bu mücadelenin simgesi ve Cumhuriyetin mimarıdır. Savaşın ortasında bile geleceği görebilen, bir milletin kaderini değiştiren lider… “En büyük eserim” dediği Cumhuriyeti sadece kendi dönemi için değil, gelecek kuşaklar için de kurdu. Bugün her evde bir bayrak, her çocuğun dilinde O’nun adı, her yaşta insanın yüreğinde O’nun mirası var. Reklamlarda, filmlerde ve sosyal medyada gördüğümüz her paylaşım, bu mirası hatırlamak ve atalarımıza minnet göstermek anlamına geliyor.
Bayram boyunca filmler ve belgeseller de cumhuriyetin değerini bir kez daha hatırlattı. Sahnelerde savaşın zorlukları, halkın direnişi, cephede ve cephe gerisinde yaşanan fedakârlıklar vardı. Reklamlar ise modern bir dille çocuklara ve gençlere cumhuriyetin önemini anlatıyordu; bir fabrikanın ışığında özgürlüğü, bir çiftçinin sabrında emeği, bir çocuğun gözlerinde umudu gösteriyordu. Kültürel etkinlikler, tiyatro oyunları ve sokak gösterileri de birer ders gibiydi: Cumhuriyet sadece bir yönetim biçimi değil, yaşanan bir değerdi, gurur duyulan bir mirastı.
Cumhuriyet Bayramı’nın coşkusu bir günü değil, bir ruhu anlatır. Marşlar, gösteriler, bayraklarla süslenmiş caddeler, ekranlardan yayılan görüntüler ve çocukların gözlerindeki heyecan… Hepsi, yüz yıllık bir ülkenin nasıl dimdik durduğunu gösteriyor. Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil; bir yaşam biçimi, bir gurur, bir bağlılık ve bir diriliştir.
Bu topraklarda nefes alan bireyler olarak, cumhuriyetin değerini korumakla yükümlüyüz. Atalarımızın büyük fedakârlıklarla kazandığı özgürlüğü, bugün coşkuyla kutladığımız bu bayramla değil, her gün yaşayarak ve koruyarak sürdüreceğiz. Eğitimde, iş hayatında, sanat ve bilimde; kısacası hayatın her alanında cumhuriyetin ruhunu yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak ve onun ışığını dimdik tutacağız. Çünkü biliyoruz ki, bu değerler olmasa, bayraklar sadece kumaş, marşlar sadece söz olur. Bizler ‘‘Cumhuriyetin bekçileri, mirasçısı ve yaşatıcılarıyız.’’
Ve bu coşkunun, bu gururun sonunda yankılanıyor bir kez daha:
Ne mutlu Türküm diyene!
