Ramazan Etkinlikleri, Çocuklara Hoşgörü ve Değerleri Somut Olarak Öğretiyor
Bu yıl Ramazan, okullarda sadece bir ay olarak değil; bir yaşayan eğitim süreci olarak karşılandı. Milli Eğitim’in başlattığı Ramazan şenlikleriyle sınıflar süslendi, koridorlar renklerle doldu, öğrenciler farklı etkinliklerde bir araya geldi. Çocukların dünyasında Ramazan bir kavram olmaktan çıkıp somut bir deneyime dönüştü: sınıf köşeleri, minik sofralar, etkinlik sahneleri… Her biri, değerlerin sadece sözle değil, gözlemlenerek de öğrenileceğini gösteriyor.
Eğitim literatüründe buna “örtük öğrenme” denir; çocuk, yalnızca anlatılanı değil, gördüğünü ve deneyimlediğini öğrenir. Örneğin paylaşmayı sadece tanımda değil, arkadaşına bir tatlıyı uzattığında, yardımlaşmayı sadece kitapta değil, sınıf köşesini birlikte süslerken kavrar. Ramazan etkinlikleri, değerlerin davranışa dönüşmesini sağlayan canlı bir laboratuvar niteliğindedir.
Her şey dozunda olmalıdır. Değerler eğitimi, bir değeri yüceltirken başka bir değeri yok saymak değildir. Okullarda Ramazan köşesi hazırlanırken, farklı geleneklerden gelen öğrenciler de etkinliğe katılır; herkes kendi inancı ve yaşam biçimiyle sürece dahil olurken, birbirinin değerine saygı gösterir. Böylece çocuklar farklılıkların çatışma yaratmadığını ve hoşgörü ile birlikte yaşayabileceğimizi gözlemler.
Sınıfta öğrenciler, Ramazan köşesini süslerken hem sınıflarını hem de ruhlarını süslerler. Evde, çocuklar annelerinin Ramazan hazırlıklarına yardım ederken, babalarının farklı geleneklerini de gözlemler. İşte bu küçük gündelik örnekler, değerlerin sadece sözle değil, yaşamla öğretildiğini gösterir.
Toplumsal barış, herkesin aynı şeyi yapması değil; herkesin yaptığına saygı duymasıdır. Çocuklara kazandırmamız gereken en temel beceri budur: “Ben böyle yaşıyorum ama senin değerine de saygı duyuyorum.” Pedagojide buna “sosyal-duygusal öğrenme” denir; çocuk empati kurmayı, farklılıklara tahammül etmeyi ve birlikte yaşamayı öğrenir. Bu beceriler, akademik başarı kadar, hatta bazen ondan daha değerli bir temel oluşturur. Çünkü kendini güvende hissetmeyen veya dışlanan çocuk, ne kadar bilgili olursa olsun gelişemez.
Değerlerimize sahip çıkmak sadece ailelerin değil, eğitimcilerin, sonra da her bireyin görevidir. Çünkü çocuklar ne söylediğimize değil, ne yaptığımıza bakar. Hoşgörüden söz edip ayrıştırırsak; sevgi deyip dışlarsak; birlik deyip kutuplaştırırsak, verdiğimiz her mesaj boşa düşer.
Ramazan etkinlikleri bize bir fırsat sunuyor: paylaşmayı, sabrı, nezaketi ve birlikte olmayı öğretmek için… Ama bunu yaparken unutmamalıyız ki, bir değeri korumak, başka bir değeri yok etmek değildir. Asıl kazancımız; sınıfında Ramazan köşesi olan ama diğer öğrencilerin farklı geleneklerine de saygı duyan çocuklar yetiştirebiliyorsak olur. İşte o zaman sadece gelenek değil, medeniyet öğretmiş oluruz.
Çünkü eğitim, sadece bilgi aktarmak değil; insan yetiştirmektir.
Ve insan, en çok da hoşgörüyle büyür.
Paylaşmak Öğrenilen Bir Oyun
