Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

“Sıkılmaya Cesaretin Var mı?”

Bu haberin fotoğrafı yok

Ne garip bir çağdayız… “Canım sıkıldı” cümlesi neredeyse yasaklı bir ifade haline geldi. Hemen bir çözüm, bir meşgale, bir uygulama, bir video, bir bildirim yetişiyor imdadımıza. Çocuklar da bizden görmüş olacak ki, canları sıkılmaya görsün, hemen bir ekran, bir oyuncak, bir etkinlik istiyorlar. Sanki sıkılmak, utanılacak bir şeymiş gibi. Oysa bir zamanlar sıkılmak, hayatın en verimli anlarından biriydi.

Hatırlar mısınız, çocukken “yapacak bir şey yok” dediğimiz o uzun öğleden sonralarını? Perdelerin arasından giren güneş çizgilerini sayar, taşları renklerine göre dizer, bulutları bir şeye benzetir, bazen de sadece gökyüzünü izlerdik. Hatta bazen, hiçbir yere yetişmeden, sadece bir bulutun geçmesini beklerdik. Onun şeklinin neye benzeyeceğini tahmin etmeye çalışır, hayal gücümüzle bir ejderha, bir gemi, bir kuş yaratırdık. Bazen gökyüzünü izlerken kendi hikâyelerimizi uydurur, kimi zaman sessizliğe kendi şarkımızı mırıldanırdık. O sıkıntının içinden bir oyun, bir fikir, bir hayal çıkardı. Sıkıldıkça üretirdik. Çünkü zihnimiz, o boşlukta kendine oyun kurardı, kendi dünyasını keşfederdi.

Şimdi çocukların sıkılmasına izin vermiyoruz. Hemen bir etkinlik planı, bir video önerisi, bir “hadi şunu da yapalım” geliyor. Onların canı sıkılmasın diye uğraşırken, aslında zihinlerinin nefes alacağı alanı kapatıyoruz. Her dakikası doldurulmuş bir çocuk, düşünmeye, hayal etmeye nasıl vakit bulsun? Her boş an, bir ekran ya da bir aktivite ile dolduruluyor. Bu koşuşturma, küçük zihinlerin kendi iç sesini duymasını, kendi oyunlarını kurmasını engelliyor.

Sıkılmak, yaratıcılığın ilk durağıdır. Bir çocuk sıkıldığında, zihni önce direnç gösterir: “Ne yapsam şimdi?” der. Sonra düşünür. Sonra dener ve bulur. Bulduğu şey, bazen öyle büyüleyicidir ki, yetişkinlerin tüm planlarından daha anlamlıdır. Bir çubuktan sihirli değnek yapar, bir gölgeden hikâye kurar, bir kutudan kendi küçük dünyasını inşa eder. Bazen de hiçbir şeye dokunmadan sadece izler ve kendi içindeki hayal dünyasını keşfeder. İşte o an sıkıntının içinden çıkan ofikir yaratıcılığın ta kendisidir.

Aslında biz yetişkinler de sıkılmaya çok yabancıyız. Her boş an, bir bildirimle, bir mesajla, bir yapılacaklar listesiyle doluyor. İş toplantılarında kısa bir sessizlik bile sabırsızlık yaratıyor. Farkında olmuyoruz ki o sessizlik, zihnimizin kendini toparladığı, yeni bağlantılar kurduğu, yeni fikirlerin filizlendiği bir alan. Sıkılmak, sadece çocuklara değil, bize de büyüyen bir yaratıcılık ve farkındalık alanı sunuyor.

Bazen çocuklarımız için yapabileceğimiz en güzel şey, hiçbir şey yapmamaktır. Onların sıkılmasına izin vermektir. Çünkü o an, “yapacak bir şey yok” dedikleri o saniye, yaratıcılığın kıvılcımı tam orada çakar. Küçük bir gölge, bir taş veya sadece boş bir masa, bir çocuğun dünyasını değiştirebilir. Bazen bir hikâye, bir oyun ya da bir çizim o sıkıntı anında başlar.

Belki de kendimize de aynı izni vermeliyiz. Telefonu bir kenara bırakıp, sadece bulutların şekil değiştirmesini izleyebilme cesareti… Hiçbir plan yapmadan, düşüncelerin ve hayallerin kendi yolunu bulmasına izin vermek… Kim bilir, belki o sıkıntının içinde yeni bir fikir, yeni bir ben filizlenir.

Sıkılmak, bazen hayal kurmak, bazen gözlem yapmak, bazen de sadece nefes almak demektir. Belki de modern dünyanın en büyük kaybı, insanın bu basit ama derin deneyimi unutmuş olmasıdır.

Sahi…
En son ne zaman sıkıldık gerçekten?

Reklamı Geç