Yeni bir döneme başladık.
Ama bu kez başlangıç sıradan değildi. Zil çaldı, sınıflar doldu, defterler açıldı…
Ve ilk dersin adı BAYRAK”tı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “İlk Dersimiz Bayrak Sevgisi” kararı, yeni döneme anlamlı bir çerçeve çizdi. Daha ilk günden çocuklara yalnızca ders değil, bir duygu da verildi.
Kâğıt üzerinde bakınca bu uygulama bir ders başlığı gibi dursa da okullarda yaşanan şey bir başlıktan fazlasıydı.
Bayrak, sadece anlatılan bir konu olmadı; sınıfların havasını değiştiren ortak bir anlam oldu.
Öğretmenler bu dersi mecbur olduğu için değil, içinden geldiği için anlattı.
Çocuklar da dinlemekten çok, anlamaya çalıştı.
Öğretmenler bu dersi bir görev gibi değil, bir sorumluluk gibi anlattı.
Çünkü bayrak, anlatılacak bir bilgi değil; taşınacak bir anlamdır.
Eğitim biliminin temel kabullerinden biri şudur:
Değerler, bilişsel aktarım yoluyla değil, yaşantı ve anlamlandırma süreçleriyle içselleştirilir. Bu hafta çocuklara “sev” denilmedi; “Bu sana ait” denildi.
Bu çalışmanın en güçlü tarafı, tek tek okullarla sınırlı kalmamasıydı.
Aynı gün, aynı saatlerde, ülkenin dört bir yanında aynı değer konuşuldu.
Bu, pedagojik açıdan son derece önemlidir.
Çocuklar değerleri yalnızca öğretmenin anlattıklarıyla değil, içinde bulundukları sosyal ve kültürel iklimle öğrenir.
Eğitim sosyolojisi açısından bakıldığında bu durum, ortak değer üretiminin kurumsal düzeyde gerçekleşmesi anlamına gelmektedir.
“Biz aynı şeyi önemsiyoruz” duygusu, çocuklarda aidiyet hissini güçlendirir; aidiyet ise okul kültürünün temel bileşenlerinden biridir.
Araştırmalar, ortak değer temalarıyla yürütülen eğitim süreçlerinin öğrencilerde toplumsal sorumluluk bilincini artırdığını, ortak kimlik algısını beslediğini göstermektedir.
Değerler eğitiminin erken yaşlarda ve bütüncül bir yaklaşımla verilmesi, bireyin ilerleyen yıllardaki vatandaşlık tutumları üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Ancak sahada gördüğümüz şey, istatistikten daha güçlüydü:
Çocuklar bayrağa başka türlü baktı.
Sordu, düşündü, anlamaya çalıştı.
Bu ölçülebilir bir kazanımdan çok daha kıymetliydi.
Bu uygulama, bize bir gerçeği yeniden hatırlattı:
Okullar yalnızca akademik bilgi veren kurumlar değildir.
Okullar aynı zamanda bir milletin hafızasını diri tutan, ortak değerlerini üreten, birlikte yaşama kültürünü kuran yapılardır.
Eğitim kurumlarının bu işlevi, akademik başarı kadar toplumsal bütünlük açısından da belirleyicidir.
Bayrak sevgisi üzerinden kurulan bu ortak tema, öğretmenlerin mesleki motivasyonunu artırdı ve öğrencilerin değer algısını derinleştirdi.
Bu sürecin sahada karşılık bulmasında İl Milli Eğitim Müdürü Sayın İsmail Altınkaynak ve İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Sayın Selçuk Doğandemir başta olmak üzere, il ve ilçe düzeyinde görev yapan tüm eğitim yöneticilerinin süreci sahiplenen tutumlarının etkisini göz ardı etmek mümkün değil. Böyle çalışmalar, ancak yönetim kademesinde karşılık bulduğunda gerçek anlamına ulaşır. Öğretmenin arkasında durulan, okulun yönünün net olduğu bu yaklaşım; değerler eğitimine verilen önemin sadece sözde kalmadığını göstermektedir. Bu duruş, eğitim camiası adına kıymetlidir ve takdiri hak etmektedir.
Değerler eğitimini bir talimat olarak değil, bir eğitim vizyonu olarak ele alan bu yaklaşım, eğitim camiası adına kıymetlidir ve takdiri hak etmektedir.
Bir konu, doğru bir zamanda ve birlikte işlendiğinde; okullar yalnızca ders anlatmaz, karakter de inşa eder.
Bu da eğitimin sadece öğretme işi olmadığını, aynı zamanda yetiştirme işi olduğunu gösterir.
Yeni dönem böyle başladı.
Anlamla başladı.
Ortak bir duyguyla başladı.
Temennimiz şudur:
Bu başlangıç, yılın tamamına yayılsın.
Öğrencilerimize umut, öğretmenlerimize güç, velilerimize güven, eğitim camiamıza ise birlik ve huzur getirsin.
Bazı derslerin sınavı olmaz.
Ama insanın içini değiştirir.
Bu dönem o ders, bayraktı.
En Güzel Başlangıç
