Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Üstün Zekâlı Yetişkin Olmanın Görünmeyen Bedelleri

Bu haberin fotoğrafı yok

Hayatımız boyunca insanları davranışlarına göre tanımlamaya çalışırız. Çok konuşanı geveze, az konuşanı soğuk, yalnız kalmayı seveni asosyal, duygularını göstermeyeni ise ilgisiz olarak etiketleriz. Oysa insan davranışları çoğu zaman görünenin çok ötesindedir. Bazen bir sessizliğin, bazen bir geri çekilişin, bazen de anlaşılması güç görünen bir tavrın arkasında uzun yıllara yayılan bir yaşam deneyimi vardır.

Özellikle üstün zekâlı bireyler söz konusu olduğunda bu durum daha da belirgin hale gelir.

Toplumda üstün zekâ denildiğinde çoğu kişinin aklına yüksek akademik başarı, güçlü hafıza ya da hızlı problem çözme becerisi gelir. Elbette bunlar işin bir parçasıdır. Ancak üstün zekâ yalnızca daha hızlı düşünmek değildir. Aynı zamanda daha fazla sorgulamak, daha fazla detay görmek, daha yoğun hissetmek ve çoğu zaman bulunduğunuz çevreden farklı bir bakış açısına sahip olmaktır. Belki de bu nedenle birçok üstün zekâlı birey yaşamının bir döneminde kendisini olduğu gibi göstermek yerine çevresine uyum sağlamayı seçer. Başarılarını küçümser, bildiklerini saklar ya da yapabileceklerini olduğundan daha az gösterir. Bunun nedeni kibir değil, çoğu zaman dikkat çekmek istememektir. Çünkü farklı olmanın her zaman takdir edilmediğini, bazen eleştirildiğini, bazen de yalnızlaştırdığını erken yaşlarda deneyimlemiş olabilirler.

İletişim kurarken de benzer bir durum yaşanır. Düşünceleri çok hızlı ilerlerken anlatımlarını yavaşlatmak zorunda kalabilirler. Kullandıkları dili sadeleştirir, ayrıntıları azaltır ve karşı tarafın hızına uyum sağlamaya çalışırlar. Bu durum dışarıdan bakıldığında sıradan görünse de aslında yıllar içinde öğrenilmiş güçlü bir sosyal beceridir.

Bir başka dikkat çekici özellik ise sezgileridir. Çoğu zaman olaylar arasında başkalarının göremediği bağlantıları kurabilirler. Bir sonuca ulaşırlar ama o sonuca hangi ara basamaklarla vardıklarını açıklamakta zorlanabilirler. Çünkü zihinleri aynı anda çok sayıda veriyi işler. Ne var ki günümüz dünyasında her şeyin kanıtlanması ve açıklanması beklendiği için zamanla sezgilerine güvenmek yerine onları bastırmayı öğrenebilirler.

Üstün zekâlı bireylerin en belirgin özelliklerinden biri de yüksek öz farkındalıklarıdır. Kendilerini, düşüncelerini ve davranışlarını sürekli değerlendirme eğilimindedirler. Sadece çevrelerini gözlemlemez, kendi iç dünyalarını da analiz ederler. Bu nedenle birçok insanın üzerinde durmadan geçtiği olaylar onların zihninde uzun süre yer edebilir. Neyi neden hissettiklerini, hangi davranışlarının hangi sonuçları doğurduğunu ve hayatlarında neleri değiştirmeleri gerektiğini çoğu zaman fark ederler. Ancak öz farkındalık her zaman bir avantaj değildir. Bazen insanın kendi eksiklerini, hatalarını ve potansiyelini herkesten daha net görmesine neden olur. Bu da onları sürekli gelişmeye çalışan, kendisiyle hesaplaşan ve hayatı daha derin sorgulayan bireyler haline getirir. Dışarıdan güçlü görünen birçok insanın içinde, aslında bitmeyen bir iç muhasebe vardır.

 

Duygusal dünyaları ise çoğu kişinin tahmin ettiğinden çok daha derindir. Bir haksızlığa karşı duydukları üzüntü, bir başarı karşısındaki heyecanları ya da bir kayıp karşısındaki acıları oldukça yoğun olabilir. Ancak bu yoğunluk çoğu zaman “fazla hassasiyet” olarak yorumlandığından, duygularını göstermemeyi tercih edebilirler.

Sosyal ilişkilerde de ilginç bir denge kurmaya çalışırlar. Kalabalıklardan değil, yüzeysellikten yorulurlar. Aynı konuların tekrar tekrar konuşulduğu, düşünsel paylaşımın olmadığı ortamlarda kendilerini yalnız hissedebilirler. Buna rağmen insanlardan vazgeçmezler. Tam tersine; öğrenebilecekleri, fikir alışverişi yapabilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri ilişkiler kurmayı önemserler.

Belki de bu yüzden bir insanı değerlendirirken biraz daha dikkatli olmalıyız. Her sessizlik ilgisizlik değildir. Her geri planda kalış özgüven eksikliğinden kaynaklanmaz. Her mesafe kibir anlamına gelmez. Bazen bir insanın davranışlarının arkasında, yıllardır farklılığıyla yaşamayı ve bu farklılığı toplumla uyum içinde sürdürebilmeyi öğrenmeye çalışan bir hayat hikâyesi vardır. Çünkü gerçek zekâ yalnızca bilgi üretmek değildir. Kendini tanımak, farklılıklarını kabul etmek ve buna rağmen hayatın içinde yer bulabilmektir. Belki de üstün zekâlı bireylerin en büyük başarısı, sahip oldukları potansiyelden çok, yıllar boyunca anlaşılmadan da yol alabilmeyi öğrenmeleridir.

İnsanları anlamaya çalıştığımız ölçüde zenginleşiriz. Belki de bir sonraki karşılaşmamızda, bir davranışı yargılamak yerine ardındaki hikâyeyi merak etmeyi seçmeliyiz. Bazen görünmeyen hikâye, gördüğümüz davranıştan çok daha değerlidir.

Reklamı Geç