Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Herkesin Haklı Olduğu Bir Yanlış

Bu haberin fotoğrafı yok

Toplumsal kriz anları, sadece olayın kendisini değil, toplumun düşünme biçimini de açığa çıkarır. Ne yazık ki biz bu anlarda çözüm üretmekten çok, hızlı ve yüzeysel açıklamalar üretmeye meyilliyiz. Üstelik bu kez konuştuğumuz şeyler, sadece “gündem” değil; hepimizi derinden sarsan, içimizi yakan, telafisi mümkün olmayan kayıplar.

Çocukların hayatını kaybettiği, ailelerin geri dönülmez acılar yaşadığı olaylardan söz ediyoruz. Böyle zamanlarda ilk yapılması gereken, durmak, anlamaya çalışmak ve bu acının ağırlığını gerçekten hissetmektir. Ancak çoğu zaman bu duruşu gösteremeden, hızla bir tartışmanın içine savruluyoruz. Herkes kendi penceresinden bir sebep buluyor, kendi doğrusu üzerinden bir suçlu ilan ediyor.

Bir kesim için mesele dijital oyunlar oluyor. “PUBG oynuyormuş.”, “Valorant hesabı varmış.”, “Counter-Strike oynayan çocuktan ne beklersin?” gibi cümleler hızla yayılıyor. Çözüm de aynı hızla ortaya konuyor: Yasaklayalım, ortadan kaldıralım, sorun bitsin.

Eğitim perspektifinden bakıldığında bu yaklaşımın karşılığı yok. Çünkü karmaşık insan davranışları, tek bir değişkene indirgenemez. Dijital oyunlar bir değişkendir, evet; ancak tek başına belirleyici değildir. Aynı oyunu oynayan milyonlarca çocuk varken, yalnızca bireysel örnekler üzerinden genelleme yapmak bilimsel bir temele dayanmaz.

Benzer bir indirgeme öğretmenler üzerinden de kuruluyor. “Bu çocuk fark edilmedi mi?” sorusu, ilk bakışta makul görünse de sahadaki gerçeklikle örtüşmez. Ortaokul çağındaki çocukların gelişim özellikleri dikkate alındığında, sıra dışı davranışlar istisna değil, çoğu zaman normdur. Sınıf içinde gözlemlenen her farklı davranışı potansiyel bir risk olarak etiketlemek, pedagojik olarak sürdürülebilir değildir. Bu noktada öğretmeni merkeze alarak tüm sorumluluğu oraya yüklemek, sistemi görünmez kılar. Eğitim, çok katmanlı bir yapıdır. Bir çocuğun davranışı; aile içi ilişkilerden sosyo-ekonomik koşullara, maruz kaldığı dijital içeriklerden akran etkileşimlerine kadar pek çok unsurun etkileşimiyle şekillenir.

Tam da bu nedenle, bu tür olaylara tek boyutlu açıklamalarla yaklaşmak yerine çok boyutlu bir analiz gereklidir. Eğitim burada kritik bir rol üstlenir; ancak bu rol, yalnızca okulun omuzlarına bırakılamaz. Ailelerin çocuklarını tanıma ve izleme sorumluluğu, okulların akademik gelişim kadar duygusal gelişimi de takip etmesi, rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi ve dijital okuryazarlığın yaygınlaştırılması bu bütünün parçalarıdır.

Türkiye’de sıklıkla gözlenen bir başka problem daha vardır: süreksizlik. Olaylar yaşanır, kısa süreli bir toplumsal tepki oluşur, tartışmalar yoğunlaşır ve ardından gündem değişir. Acı ise geçmez, sadece görünmez olur. Bu döngü, yapısal sorunların konuşulmasını engeller. Eğitim bağlamında bu durum, risklerin ortadan kalkmaması, yalnızca ertelenmesi anlamına gelir. Bu nedenle asıl ihtiyaç, ani tepkiler ve hızlı çözümler değil; veri temelli, sürdürülebilir ve bütüncül politikalardır. Eğitim sisteminin tüm paydaşlarının—okul, aile, yerel yönetimler, politika yapıcılar ve medya—eşgüdüm içinde hareket etmesi gerekmektedir. Aksi halde her yeni olay, yalnızca yeni bir tartışma başlatacak; ancak kalıcı bir dönüşüm sağlayamayacaktır.

Çocuklara dair meselelerde “suçlu” arayışı, çözüm üretmenin önüne geçtiği sürece benzer acıları yaşamaya devam edeceğiz. Ve her seferinde biraz daha geç kalacağız.

Çünkü gerçek şu: Çocuklar bir anda kaybedilmez.
Onlar, uzun süre fark edilmeyen süreçlerin sonunda kaybedilir.

Reklamı Geç