Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Samimiyet mi menfaat mi?

Bu haberin fotoğrafı yok

AK Parti her geçen gün seçimlere yaklaşıyor. Seçim kapıya dayanmadan, zaman kaybetmeden iç denetimini yapmalı ve teşkilat içi yönetmeliğini uygulamalıdır. Siyasi partilerin en önemli görevi, kendisine oy veren insan sayısını gözle görülür biçimde artırmak olmalıdır. Bu da ancak muhasebe yapmakla mümkündür.

Evet, Tayyip Bey’in omuzlarında AK Parti buraya kadar geldi. Ancak bundan sonra yük olanlarla yük alanların ayrımını iyi yapmalıdır.

Siyasi tarihimizde partilerin zayıflaması, başka partilerin ortaya koydukları politikalardan değildir. Partiler, ağacı kemiren kurt misali, kendi iç denetimlerini yapmamaları yüzünden içten verilen zararlar ve zaaflar nedeniyle güç kaybeder.

Bunu yapmanın tam zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

Esasen konuyu bir cümle ile ortaya koymak mümkündür. “AK Parti seçimi kaybeder, muhalefete düşerse başımıza neler gelir ve AK Parti’nin durumu ne olur?”
Stratejiyi bu sorunun üzerine bina ettiğimizde, fotoğraf zaten net biçimde gözümüzün önüne gelir.

İlerleyen günlerde yayımlayacağım ve bu konuyu daha derinlemesine ele aldığım bir yazım hazır bekliyor. Başlığı şudur:
“AK Parti ile AKP seçime girse kim kazanır?”
Orada daha çok detay vereceğim. Bugün biraz daha nazik, kibar ve kapalı yazmaya gayret ettim.

Bir davanın omuzlarda taşınmasıyla, sırtından geçinilmesi arasında ince ama derin bir fark vardır. Kimi insanlar vardır; inandığı değerleri bir yük gibi değil, bir emanet gibi taşır. Bedel öder, yalnızlaşır, dışlanır ama yine de geri adım atmaz. Çünkü onun için dava; makamdan, imkândan ve görünür olmaktan önce gelir.

Ve bir de diğerleri vardır…

Onlar için dava yalnızca bir fırsattır. Rüzgâr nereden eserse o yöne dönen, bulunduğu ortama göre renk alan, hiçbir risk almayan ama her nimetten payını isteyen bir zihniyet… “Külfet başkasına, nimet kendine” düsturuyla hareket eden bu tipler, yıllardır aynı hikâyenin farklı yüzleri olarak karşımıza çıkıyor.

AK Parti’nin kuruluşundan bu yana iki farklı tip hep var oldu.

Biri; inandığı değerler uğruna bedel ödeyen, gerektiğinde yalnız kalmayı göze alan, hiçbir karşılık beklemeden mücadele eden samimi insanlar…

Diğeri ise; bu mücadelenin meyvelerini toplamaya odaklanan, hiçbir bedel ödemeden en ön saflarda görünmeye çalışan fırsatçı bir kesim…

İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü bu ikinci grup, sadece nimetlerden faydalanmakla kalmadı; aynı zamanda samimi insanların önüne set çekti. Onları görmezden geldi, dışladı, hatta çoğu zaman mağdur etti. Partinin gerçek yükünü çeken insanları geri plana itip, kendi konfor alanlarını genişletmek için her yolu denediler. Sadakati değil, menfaati ölçü aldılar.

Daha da acısı şu; Bu insanlar hiçbir zaman risk almadıkları gibi, gemiyi ilk terk edecek olanlar da yine onlar olacak. Bugün burada olan, yarın daha büyük bir çıkar gördüğünde en zıt kutba geçmekte tereddüt etmeyecek olanlar… Çünkü onların bağlılığı fikre değil, faydayadır.

Gemiyi en son terk edenler değil, ilk kaçanlar olacaklar. Ama buna rağmen en görünür olanlar yine onlar. Parmak uçlarında yükselip kendilerini vitrine koymayı iyi biliyorlar. Riya ile süslenmiş bir görünürlük, gösterişle beslenen bir varlık… Samimi insanları merdiven yaparak yükselen, ama o merdiveni tekmelemekten de çekinmeyen bir anlayış…

Bu tablo sürdürülebilir değil.Çünkü her şeyin bir sınırı var. Sabır da dâhil.

Samimiyetin sürekli örselendiği, fedakârlığın değersizleştirildiği bir yerde çürüme başlar. Ve bu çürüme en çok da davanın kendisine zarar verir. Çünkü bir hareketi ayakta tutan şey sadece söylem değil, o söylemi taşıyan insanların ahlakıdır.

Bugün gelinen noktada asıl soru şudur:

Nimetle büyüyenler mi kazanacak, yoksa külfeti omuzlayanlar mı?

Tarih bize şunu öğretir;

Bedel ödemeyenler hikâye yazamaz. Sadece yazılan hikâyenin içinde kısa süreli figüran olurlar.

Ve o hikâye bir gün mutlaka gerçek sahiplerine geri döner.

Selametle…

Reklamı Geç