Ramazan ayı 1 Mart Cumartesi günü başlıyor. Ramazan öncesi alışverişe giden dar gelirliler, iftariyelikler ve diğer temel gıda ürünlerinde geçen yıla göre artan fiyatlar karşısında şoke oluyor. Tüketiciler Birliği tarafından yapılan araştırmaya göre geçen yıl ramazan ayından bu yana 36 gıda ürününde yüzde 48.52 oranında artış gerçekleşti.
Fırsatçıların; gıda ürünlerine zam yapmak için Ramazan öncesini kollamasının tesadüf olmadığı biliniyor.
Her Ramazan ayı öncesi durum değişmiyor. Çünkü bu ayda tüketim doğal olarak artıyor.
Yani ekmekten yumurtaya, kırmızı etten beyazına, sebze ve meyveden meşrubatlara kadar her şeyin fiyatında bir artış söz konusu.
Asgari ücret başta olmak üzere giderlerin maliyetlere yansımasını anlıyorum da iki ay içinde bu kadar artışlar hangi akıl ve mantıkla izah edilebilir, bunu anlamakta güçlük çekiyorum.
Ticaret Bakanlığı, fahiş fiyatla mücadeleye karşı denetimlerini yoğun şekilde sürdürüyor.
Çıkan haberlerden öğrendiğim kadar Bakanlık ekipleri, geçen ay bir sebze-meyve, ayçiçek yağı, yumurta ve un başta olmak üzere 22 binden fazla ürünü denetleyip; 15 milyon liranın üzerinde ceza kesmişti.
Bakanlığın denetimlerinin yanı sıra, tüketici birlikleri de geçen yıl çıkan düzenlemeye dikkat çekerek; aşırı artış gösteren ürünlerin fotoğraflarının çekilip bildirimde bulunulması yönünde çağrı yapıyor ama fırsatçılar boş durmuyor.
Bilindiği gibi, Ticaret Bakanlığı bünyesinde oluşturulan “Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu”nun fiyatlarla oynayan fırsatçılara yönelik 500 bin liraya kadar ceza kesme yetkisi bulunuyor.
Bazıları, “Serbest piyasa” diyor ama bu; herkesin istediği ürünü, kendi belirlediği fiyattan satması anlamına gelmiyor.
Dolayısı ile her ürünün bir piyasa değeri var. Bunun çok üzerinde bir satış varsa, bu “fahiş fiyat” olarak ortaya çıkar.
Yani, kategori bazlı ortalama fiyat seviyelerinin; makul olmayan ve dikkat çekici biçimde yükseltilerek etiketlere yansımasıdır, “fahiş fiyat”…
Bu tablo karşısında 14 bin 469 TL aylığa mahkum edilen emekli ile daha düşük aylık alan dul ve yetimin ne denli zorlanacağı ortada. Zaten onlar yılın 11 ayında da geçim mücadelesi veriyor. Eğer belediyelerin sosyal yardımları olmazsa milyonlarca gariban aç kalır. İyi ki belediyeler var da belli tutarda maddi yardımda bulunuyor, faturalarını ödüyor, gıda kolisi gönderiyor. Yoksa ne yapar ne eder bu kara kışta yoksul insanlar.
Bir yanda lüks restoranlarda kuş sütünün eksik olmadığı iftar sofraları kurulacak, diğer yanda yoksullar orucunu pide, peynir ve zeytin ile açacak.
Yukarıda anlattığım üzere yapılanlara bakıldığında milletin cebinden parayı bu biçimde almak, “hırsızlık” sayılmaz mı?…
Tüketimin yoğun olduğu Ramazan ayında bu tür davranışlar hem haksızlık hem hırsızlıktır.
Fırsatçılar işbaşında mı?
