Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

“ Zor mesleğin sessiz kahramanları”

Bu haberin fotoğrafı yok

Yozgat’ta basın camiasına yıllarca hizmet etmiş, emek vermiş, alın teri dökmüş büyüklerimizi ve arkadaşlarımızı yad ederek bir vefa örneği göstermek istiyorum.

Nazım Kayhan amcadan, Rasim Kayhan abiye, Muammer Karadeli abiye rahmet diliyorum. Serhat Ünsal abiye de rahmet diliyorum.

Ruhi Bacanlı abiyi, Osman Hakan Kiracı abiyi; Ahmet Büyüksoy dayımı, Zafer Özışık abiyi anmak istiyorum. İnan Soyer abiyi hatırlamadan geçmek mümkün mü?

Seyfi Çelikkaya, Ömer Ertuğrul, Harun Gökçeoğlu, Bekir Çaylak, Çetin Mermertaş, Soner Tumgan, Tarık Yılmaz, İhsan Çelikkaya beyefendiler hâlen basın mesleğine omuz veriyorlar.

Şakir Ekinci, Hakan Ekinci kardeşler; babaları Uğur Ekinci’den devraldıkları bayrağı yere düşürmeden yollarına devam ediyorlar.

Ayrıca Suat Tinel ve Ferhat Özer arkadaşlarımızın gazetecilik ve basın-yayın konusundaki çalışmalarını ve gayretlerini takdirle karşıladığımı belirtmek isterim.

Yukarıda isimlerini saymaya çalıştığım insanlar; bilgisayarın, internetin olmadığı, cep telefonundan bilgiye ulaşmanın son derece zor olduğu dönemlerde, binbir türlü zahmete ve zorluğa rağmen meslek ahlakına uygun, toplumun değer yargılarını bilerek ve anlayarak gazetecilik yaptılar.

Günümüze gelince; iletişimin ve ulaşımın bu kadar kolay olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Dünyanın öbür ucundaki haber saniyeler içerisinde bize ulaşıyor.

Daha ismini anamadığım nice isimler Yozgat’ta basın dünyasına emek verdiler ve hâlen veriyorlar.

Yani demem o ki; basın emekçileri Yozgat’a çok büyük hizmetler ediyorlar. Tercih ettikleri bu yol meşakkatli bir yol.

Yozgat’ta basın işiyle uğraşmak ve bu mesleği yapmak, avuçlarının içinde kor ateş taşımaya benziyor.

Zoru başarmak için mücadele veriyorlar.

Ne için, niye, sebep ne?

Bu iş bir aşk, bir sevda.

Memleketine hizmet etmenin verdiği gönül rahatlığı.

Kamu yararına çalışmanın manevi huzuru.

Güncel ve aktüel olaylara olan ilgi ve merak.

Kamuoyunda görünürlüğünü artırarak devamlı göz önünde bulunmak.

Her gün kendini ve bilgilerini güncelleyerek paylaşma isteği.

İnteraktif yaşam biçimini benimsemek.

Sosyal hayata ve cemiyet hayatına katkı vermek.

Toplumda olan biten olayları araştırmak, incelemek ve değerlendirmek.

Vatandaşlık bilinciyle birey olarak kamu yönetimine sivil, tarafsız ve kamu yararına destek vermek.

“Eee, bu kadar yazdın çizdin de, bu kadar zor, sıkıntılı ve mesai gerektiren bir işte senin ne işin var?” dediğinizi duyar gibiyim.

Biz de buna bir hikâyeyle cevap verelim:

Padişah IV. Murat döneminde, ünlü Bekri Mustafa adında bir derviş varmış. Bekri Mustafa bir gün caminin önünden geçmektedir. O sırada camide kaldırılmak üzere bekleyen bir cenaze vardır. Cemaat epeydir beklemesine karşın cami imamı ortalıkta yoktur. Cemaatten bazıları, yoldan geçmekte olan Bekri Mustafa’yı görünce; kılığına kıyafetine, sakalına, cüppesine ve heybetine bakarak; “Hoca, ne olursun gel, şu cenaze namazını kıldırtıver, cenazeyi ortada bırakmayalım” der.

Bekri Mustafa, “Ben hoca moca değilim, benim kıldırdığım namaz da geçerli olmaz” dese de sesini duyuramaz, kimseyi inandıramaz; yaka paça musalla taşının önüne getirilir. Namaz kılınıp iş bittikten sonra Bekri Mustafa tabuta eğilir ve kimsenin duyamayacağı şekilde mırıldanarak bir şeyler söyler.

Bu durum ilgisini çeken cemaatten biri, daha sonra Bekri Mustafa’ya sorar;  “Hoca, tabutun başında fısıltıyla neler söyledin?”

Bekri Mustafa cevap verir; “Merhuma dedim ki; sen şimdi ahirete gidiyorsun, orada sana sorarlar, ‘Dünyanın hâli nedir, neler oluyor?’ diye… Uzun uzadıya anlatmana gerek yok; ‘Bekri Mustafa imam olmuş, namaz kıldırıyor’ dersen, onlar anlar dedim!”

Selametle…

Reklamı Geç