Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Çocukların Günü Mü, Büyüklerin Gösterisi Mi?

Bu haberin fotoğrafı yok

Son günlerde sosyal medyada okul etkinliklerinden paylaşılan görüntülere sıkça rastlıyoruz. Öğretmenler sahnenin ortasında, öğrenciler etraflarında… Kimi elinde çiçeklerle öğretmenine koşuyor, kimi gözyaşları içinde vedalaşıyor, kimi ise önceden hazırlanmış olduğu belli olan uzun teşekkür konuşmaları yapıyor. Kamera kayıt alıyor, duygusal müzikler eşlik ediyor ve ortaya oldukça etkileyici görüntüler çıkıyor. Ancak bütün bu görüntülere baktığımda aklıma aynı soru geliyor: Bu sahnenin asıl sahibi kim?

Çocukların öğretmenlerini sevmesi, ayrılırken üzülmesi ya da teşekkür etmek istemesi elbette son derece doğal. Eğitim yalnızca akademik bilgi aktarımı değildir; içinde sevgi, bağ kurma ve birlikte geçirilen yılların oluşturduğu güçlü duygular da vardır. Ancak son yıllarda bazı görüntülerde doğal olanla kurgulanmış olan arasındaki sınırın giderek belirsizleştiğini görüyoruz. Çocukların yaşadığı gerçek duygular bazen öylesine büyütülüyor, öylesine görünür hale getiriliyor ki ortaya çıkan tablo, bir eğitim ortamından çok duygusal bir gösteriyi andırmaya başlıyor.

Belki de burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Gerçekten çocukların duygularına mı tanıklık ediyoruz, yoksa yetişkinlerin görünür olma ihtiyacına mı? Çünkü sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte yalnızca günlük yaşamımız değil, eğitim dünyası da değişmeye başladı. Eskiden iyi bir öğretmen olmak yeterliyken bugün bazen iyi görünmek, çok görünmek ve sürekli görünür olmak da bekleniyor. Oysa öğretmenliğin en kıymetli tarafı, çoğu zaman kimsenin görmediği anlarda ortaya çıkar. Bir çocuğun okuma yazmayı öğrenmesinde, özgüven kazanmasında, bir hatadan sonra yeniden denemeye cesaret etmesinde ya da yıllar sonra sizi sevgiyle hatırlamasında…

Son dönemlerde özellikle yıl sonu etkinliklerine ve mezuniyet törenlerine farklı gözle bakmaya başladım. Yanlış anlaşılmasın; çocuklar kutlama yapmasın, eğlenmesin, yıl boyunca verdikleri emeği birlikte taçlandırmasınlar demiyorum. Bizim çocukluğumuzda da yıl sonu etkinlikleri vardı. Şarkılar söylenir, küçük gösteriler hazırlanır, aileler gelir ve güzel anılar biriktirilirdi. Ancak bütün bunların merkezinde gösteri değil, çocukların birlikte yaşadığı mutluluk vardı.

Bugün ise eğitim hayatı devam eden hemen her kademe için mezuniyet törenleri düzenleniyor. Anaokulu mezuniyeti, ilkokul mezuniyeti, ortaokul mezuniyeti derken mezuniyet kavramının anlamı da giderek değişiyor. Üstelik bu törenler her geçen yıl biraz daha büyük, biraz daha gösterişli ve biraz daha maliyetli hale geliyor. Oysa mezuniyet benim için her zaman bir dönemin gerçekten sona erdiği, insanın hayatında yeni bir sayfanın açıldığı özel bir anı ifade etmiştir. Bu yüzden bazen düşünüyorum; kutlamaların kendisi değil de onları yapış biçimimiz mi değişti?

Asıl kaygı verici olan ise bazı törenlerde çocukların merkezin dışına itilmesi. Düğüne gider gibi hazırlanan kıyafetler, öğretmenlerin ön plana çıktığı sahneler, öğrencilerin önceden planlanmış duygusal gösterilerin bir parçası haline gelmesi ve bütün bunların sosyal medya için kayda alınması bana eğitimin özünden uzaklaşıyormuşuz hissi veriyor. Çocuklar, yetişkinlerin alkış ihtiyacını karşılamak için var değiller. Onlar bizim sosyal medyada ne kadar sevildiğimizi gösterecek araçlar ya da kişisel başarı hikâyelerimizin dekoru da değiller.

Gerçek öğretmenlik, sahnede en çok alkışı almak değildir. Gerçek öğretmenlik, öğrencinin hayatında iz bırakabilmektir. Bazen yıllar sonra gelen bir telefon, bazen beklenmedik bir karşılaşma, bazen de bir öğrencinin “Öğretmenim, sizi hâlâ unutmadım.” demesi bütün gösterilerden daha değerlidir. Çünkü eğitimin gerçek karşılığı sosyal medya beğenilerinde değil, insan hayatında bıraktığı etkidedir.

Belki de tam bu noktada yeniden sormamız gereken soru şudur: Biz gerçekten çocukları mı kutluyoruz, yoksa yetişkinlerin görünür olma arzusunu mu? Eğer bu sorunun cevabını dürüstçe verebilirsek, eğitimde rollerin zaman zaman nasıl karıştığını da daha net görebiliriz. Sahnenin ışıkları çocuklardan çok yetişkinlerin üzerine düştüğünde, kutlamalar amacından uzaklaşmaya başlar. Ve o zaman geriye yalnızca şu soru kalır: Sahne gerçekten kimin?

Reklamı Geç